Sık Sorulan Sorular
Yine iyi bir "renkli Doppler ultrasonografi" tetkiki yaptırmalısınız. Bu tetkiki yapan kişi toplardamar hastalıklarının tanısı, tedavisi ve ultrason incelemesi konusunda bilgili ve tecrübeli bir hekim olmalıdır. Çünkü, varis hastalarında renkli Doppler ultrasonografi incelemesi maalesef birçok merkezde doğru yapılamamaktadır. Bu ultrason raporlarına dayanılarak, bazen hastalara tedavi olamayacakları söylenmekte, bazen de hatalı ya da eksik tedaviler uygulanabilmektedir.
İyi bir "renkli Doppler ultrasonografi" tetkiki yaptırmalısınız. Çünkü yapılan tedavide, varisleri oluşturan damarlar araştırılmamış ya da ameliyatla alınmamış olabilir. Bu durum, varisler ameliyatla alınsa ya da iğneyle tedavi edilse bile yeni varis oluşumuna neden olacaktır. Oysa varis tedavisinde, öncelikle, ayağa kan kaçırarak varise neden olan, ancak varislerin aksine çıplak gözle görülemeyen bu damarlar kapatılmalıdır.
Eğer olay son bir ay içinde meydana gelmişse ve genç-orta yaşlı bir hasta iseniz, ileride gelişebilecek posttrombotik sendromu engellemek için "trombolitik" tedavi alabilirsiniz. Bu seçenek için bir girişimsel radyoloji doktoruna danışmanız yararlı olacaktır.
Ultrasonda saptanan anevrizma küçükse sadece takip önerilir. Anevrizma 5cm nin üstünde ise, ya da hızlı büyüyorsa BT anjiografi yapılarak çapı, şekli ve diğer damarlarla ilişkisi incelenmeli ve tedavi kararı bu bulgulara göre verilmelidir.
Anevrizma kanama yapmamışsa, çok küçükse ve hasta yaşı ileriyse sadece takip etmek yeterli olabilir. Ancak kanamış anevrizmalarda, genç-orta yaşlı hastalarda ve orta-büyük anevrizmalarda koil tedavisi uygulanır.
Takılacak olan stent pıhtı atması sonucu beyinde oluşan hasarlı dokuyu geri getiremez. Ancak, pıhtıdan sonraki aylarda hastalarda değişen ölçülerde düzelme görülebilir. Stentin amacı, bundan sonra oluşabilecek yeni pıhtı atmalarına engel olmaktır.
Böbrek damarındaki daralma %50 nin altındaysa ve tansiyon yüksekliği ya da böbrek yetmezliği yapmamışsa hiçbir tedavi gerekmeyebilir. Bunun dışındaki durumlarda bazen anjioplasti gerekli olabilir.
Öncelikle şah damarındaki darlığın derecesi saptanmalı ve MR anjiografi ya da BT anjiografi yapılarak diğer beyin damarları incelenmelidir. Daha sonra, bu sonuçlara ve hastanın klinik muayenesine göre tedavi kararı verilmelidir. Darlık çok şiddetli değilse, felce neden olmamışsa ve diğer beyin damarlarında ciddi bir problem yoksa ultrason takibi ve ağızdan ilaç verilmesi dışında hiçbir tedavi gerekmeyebilir.
Uzun damar tıkanıklıkları da günümüzde "subintimal anjioplasti" gibi yöntemlerle başarılı olarak tedavi edilebilmektedir. Ancak bu tür tıkanıklıklarda, anjioplastiden sonra yeniden tıkanma ihtimali daha yüksektir. Bu yüzden, bacak damarlarındaki çok uzun tıkanıklıklarda (15cm den uzun) öncelikle cerrahi tedavi tercih edilmektedir.
Sanılanın aksine, günümüzdeki teknolojiyle, tamamen tıkalı olan damarlar da anjioplasti ile başarıyla tedavi edilebilir.
Kalp dışında en çok bacak, böbrek ve karotis (şah damarı) damarlarına anjioplasti uygulanmaktadır.
Yürümekle oluşan ağrı, bacak damar tıkanıklığının tipik bir belirtisidir ve bu tür hastalarda, aynı zamanda kalp ve beyin damarlarında da benzer tıkanıklıklar olabileceğinden enfarktüs ve inme gibi olaylara daha sık rastlanır. Bu yüzden, yürümekle bacak ağrısı olan hastalar bu şikayetlerini ciddiye almalıdır.
Tıkalı damarlar stentle açıldıktan sonra bazen yeniden tıkanabilir. "Restenoz" denen bu olayı engelleyen bazı ilaçlar vardır. Stentler bu tür ilaçlarla kaplanıp damara yerleştirildiğinde, bu ilaçları günlerce damar duvarına salgılarlar ve bu şekilde "restenoz" oluşma ihtimalini azaltabilirler. Oldukça pahalı olan bu tür "ilaç salınımlı" stentlere halk arasında "iyi" stent, diğer stentlere de "kötü" stent denmektedir. İlaç salınımlı stentler kalp damarlarında restenoz ihtimalini yaklaşık 3 kat azaltır, ancak vücuttaki diğer damarlarda böyle bir etkileri görülmemiştir.
Anjiografi, kasıktan vücut damarlarına girerek çeşitli damarların filmini çekmektir. Anjioplasti, aynı şekilde kasıktan girerek vücudumuzdaki tıkalı damarları balon ve stentle açma işlemidir. Anjio ise her iki işleme halk dilinde verilen isimdir.
Damar hastalığı, vücudumuzda kalp dışındaki diğer damarlarda oluşan tıkanıklık ve balonlaşma gibi problemleri tanımlamaktadır. Periferik damar hastalığı ise bacak, kol ve karın damarlarında oluşan tıkanıklık ve balonlaşma gibi problemleri anlatır. Ancak, bunların içinden en çok bacak damarları hastalandığından, periferik damar hastalığı denince, genellikle bacak damarlarının tıkanıklık ve balonlaşmaları akla gelir.
Endovasküler tedavi aslında gelişmiş batı ülkelerinde yoğun olarak uygulanmaktadır. Ülkemizde daha az uygulanmasının nedeni hastalar ve kısmen de hekimler tarafından yeterli ölçüde tanınmamasıdır.
Girişimsel radyoloji oldukça yeni bir bilim dalıdır. Ayrıca, tek bir hasta grubuna değil, damar hastalıklarından miyom ve kansere kadar pek çok hasta grubuna hizmet vermektedir. Bu nedenle hastalar tarafından daha az bilinmektedir.
Kalp-damar cerrahları, vücuttaki tüm damarların tıkanıklık ve balonlaşmalarını "ameliyatla" tedavi eden doktorlardır. Girişimsel radyologlar ise, aynı damarları (kalp hariç) damar içinden ameliyatsız olarak tedavi ederler.
Kalp damarlarının anjiografi (film çekme) ve anjioplasti (balon veya stentle damar açma) işlemleri kardiyologlar tarafından yapılır. Bu kardiyologlara "girişimsel kardiyolog" da denmektedir. Kalp damarları dışında kalan tüm damarların (kol, bacak, karın, beyin ve boyun damarları gibi), anjiografi ve anjioplasti işlemleri ise girişimsel radyologlar tarafından yapılmaktadır.
Girişimsel radyologlar önce 4 yıl radyoloji ihtisası yaparak ultrason, tomografi, emar ve anjio gibi cihazlar yardımıyla insan vücudunu görüntülemeyi ve bu şekilde hastalıkları teşhis etmeyi öğrenirler. Radyoloji ihtisası bittikten sonra, bu kez de 2 yıl ilave ihtisas yaparak bu cihazlar yardımıyla bazı hastalıkları ameliyatsız olarak tedavi etmeyi öğrenirler. Girişimsel radyologların en çok uyguladıkları tedavi, damar hastalıklarını damarın içinden ameliyatsız olarak tedavi etme yöntemidir (endovasküler tedavi).